Türkiye iş gücü piyasası 2026 yılına tuhaf bir paradoksla girdi. Bir yanda iş arayan milyonlar, diğer yanda “çalıştıracak adam bulamıyoruz” diyen sanayiciler. İŞKUR’un açıkladığı son “Açık İş İstatistikleri”, Türkiye’de üniversite diplomasının istihdam garantisi olma özelliğini yitirdiğini, ibrenin teknik zanaata döndüğünü kanıtlıyor.
Verilere göre işverenler en çok imalat, inşaat ve hizmet sektörlerinde personel arıyor. Ancak buradaki kritik detay şu: Aranan artık “ne iş olsa yaparım” diyen değil, elinde spesifik bir mesleki yetkinliği (sertifikası) olan personel.
Yıllardır süren “her yere üniversite” politikasının bir sonucu olarak, piyasa İktisadi ve İdari Bilimler mezununa doymuş durumda. Buna karşılık, sanayideki usta-çırak ilişkisinin zayıflamasıyla teknik personel arzı kurudu.
Bu arz-talep dengesizliği maaşlara yansımış durumda. Bugün iyi yetişmiş bir Gazaltı Kaynakçısı veya CNC Operatörü, kurumsal bir şirkette işe yeni başlayan bir mühendisten veya bankacıdan %40-50 daha fazla maaş teklifi alıyor. İŞKUR listesindeki meslekler, artık “işsiz kalma korkusu olmayan” güvenli limanlar olarak tanımlanıyor.
Listede başı çeken meslekler şaşırtmadı ancak nitelikleri değişti. Hizmet sektöründe “Satış Danışmanı” ihtiyacı e-ticaret lojistiğiyle birleşti. Sanayide ise “Dikiş Makinesi Operatörü” ve “Elektrikçi” bulmak, maden bulmaktan daha zor hale geldi. Turizm sezonunun yaklaşmasıyla birlikte “Servis Elemanı (Garson)” açığı da şimdiden kırmızı alarm veriyor.
Haberde yer alan veriler İŞKUR açık istatistiklerinden ve piyasa araştırmalarından derlenmiştir. Maaş ve istihdam koşulları; şehir, deneyim ve sektöre göre değişkenlik gösterebilir. Kariyer kararlarınızda kişisel yetenek ve koşullarınızı göz önünde bulundurunuz.




